en doğrusunu yapan insandır.
isim, cisim, din, dil, ırk, cinsiyet fark etmeksizin... siyasi görüşü, sosyal yaşantısı, ekonomik durumu, eğitimi, işi-gücü ne olursa olsun bu ülkenin
vatandaşı olmanın farkındalığında olan insandır ayrıca.
ve gene aynı şekilde taraftarı olduğu takımın bile önüne koymazsa eğer bunu; ne taraftarı olacağı bir takım kalmayacağını, ne de içerisine dahil olabileceği bir camiasının olamayacağını bilen insandır.
taraftarlık ve
siyasi kimlik maalesef bizim ülkemizde birbirine paralel gibi anlaşılıyor ki son derece sakıncalı bu konu.
taraftarlık duygular ile yaşanılan bir durum... aşk ile, sevgi ile, koşulsuz bağlılık ile ve çoğu zaman mantıktan yoksun bir şekilde yaşanan bir durum. yense de , yenilse de , küme de düşse, şampiyon da olsa değişmeyen; ekseriyetle
yaşam boyu sürecek bir tek şeritli yol.
siyasi kimlik mantık ve akıl ile yaşanılan bir durum... mantık süzgecinden geçirilen fikirler, temel değerlerle harmanlanan yaşam görüşü ve fayda/zarar ekseninde gelişen bir durum. bireye, millete ve devlet e olan fayda ve zarar süreçlerine bakılır esasen ki bunun sonucunda da çok şeritli bir yol olan
siyasette gerekli fayda sağlanmıyorsa şerit değiştirilir.
bizde
zurnanın zırt dediği yer burası genelde. insanlar
siyasi kimliklerini
taraftar gibi yaşıyorlar ekseriyetle, bu yaşam şekli de oldukça sakıncalı ve yanlış önyargılara kapılmaya çanak tutuyor.
bunun en belirgin örneklerini genelde son günlerde yaşanan
protesto gösterileri gibi
sivil itaatsizlik ve
toplumsal tepki anlarında görüyoruz. aklıma gelen ilk örnek
devlet ve
hükümet i bir tutmak gibi bilinçsiz önyargı ile hareket edenler geliyor.
hükümet yani bizi yönetenleri, seçilmişleri eleştirmeyi, protesto etmeyi vatan hainliğine varacak kadar suçlayanlar taraftarlık algısıyla siyasi kimlik savunuculuğuna geçiyor ve işin vahametini göremiyorlar.
devlet 100 küsurat yıldır var olan ve inşallah ilelebet var olacak olan türkiye cumhuriyetinin tüm unsurlarıyla bütünüdür. bu bütünün içinde kişiler değil kavramlar ve yönetim mekanizmalarının bütünü vardır. halktan, polise, askerden, meclise, mahkemelerden, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine ve aklınıza gelebilecek bilumum
ülkesel hafıza paydaşlarının hepsini kapsayan koskocaman bir makinadır. önünde sayısız yol ve sapak olan bir arabadır.
hükümet ise bu makinanın şoförlüğünü yapması için seçilmiş/atanmış
yöneticiler topluluğudur ve yanlış yoldan götürüyorsa şoförünüz; hemen yanı başınızda trafiksiz asfaltlı yol varken keçi yolundan götürmekte inat ediyorsa, ben başka yol bilmiyorum, başka yollara güvenmiyorum diyorsa arabayı yakıp yıkmazsınız... şoförü önce eleştirir, sonra değiştirir, yerine de şerit değiştirebilen bir şoför koyarsınız. ve bunu sadece kendiniz için değil, arka koltukta yanınızda oturan farklı görüşteki insan için de, arabanın şanzımanı bozuk yolda dağılmasın diye de yaparsınız.
ülkenin ekonomisinin, adaletinin, eğitiminin, kurum kimliklerinin içerisinden geçilirken insanların
siyasi fikirlerini taraftarlıklarının önüne koymasının eleştirilmesi çok anlaşılmaz geliyor bana.
taraftarı olduğumuz
galatasarayda işler yolunda gitmediği zaman
yönetim istifa,
okan buruk istifa diyorsak, yapılan yanlış tercihleri ve transferleri ölümüne nasıl eleştiriyorsak ve yangın yapıyorsak; bu günlerde yaşananlar da bunun
türkiye versiyonu. bir de bu gözle bakmanızı rica ederim hem büyüklerimden hem küçüklerimden.
türkiye kötü durumdaysa
galatasarayın iyi olma,
türkiye yoksa
galatasarayın var olma şansı yok. bunun bilinciyle süzmek lazım gelişmeleri.
ya hep beraber ya hiçbirimiz