• 1301
    dünya spor müsabakaları içerisindeki en yüz karası yönetim şekline sahip bir müsabakadır. şikenin göz göre göre yapıldığı, siyasetin tümüyle sirayet ettiği, haklının doğranıp haksızın yanında durulduğu rezil bir müsabakadır. ben sadece galatasaray üzerinden yorum yapmıyorum. çoğu anadolu kulübü bu yapılan haksızlıkların kurbanı oldu. futbolu dışarıdan yönetenler kirli ellerini çekmediği sürece bu rezalet devam edecektir.
  • 1302
    konferans ligine on elemede elenen trabzonspor ligde uçtu.
    (bkz: başarılı)

    galatasaray mumkun oldukça maas düşürüp bonservis getirecek adamlari bonservis vererek planlamaya kalkıştı. avrupada lider, ligde nal topladı.
    (bkz: başarısız)

    tamamen lokal sonuçlara göre deger biçilen bir futbol ortamı.

    buyrun hoca getirin simdi ligde şampiyonluklar kazanalım.
  • 1303
    bu kadar saçmalık beceriksizlikle açıklanamaz, kötü niyetle açıklanabilir. anladığım kadarıyla türk futbolu menajerlerin, komisyoncuların, mafyanın elinde oyuncak olmuş. pasta bu kadar büyük olunca her simsarın bir parça kapmaya çalışması normalse de 100+ yıllık tarihiyle övünen camiaların buna izin vermemesi gerekirdi.

    iyi futbolcu yerine menajerin futbolcusu transfer edilir.
    gerekli mevkiye takviye yerine yine menajerin futbolcusu transfer edilir. belli mevkiler şişer, belli mevkiler boş kalır. futbolcunun mevkisi değiştirilerek idare edilir, verim alınmaz.
    fiyat/performans transferi yerine kimin transferi çok komisyon bırakıyorsa onlar alınır.
    formda olan oyuncu yerine yukarıda gerekçelerle transfer edilen oynatılır, forma adaleti kalmaz.
    aynı isimler döner durur.
    bunları bilen oyuncular saha yerine lobiye odaklanır.

    yaz yaz bitmez. bu kadar yozlaşmış bir ortamda başarı zor.
  • 1304
    artık esamesi okunmayan futbol ekolü. eskiden işi bilen ve kariyeri olan teknik direktörleri görev başına getirirken artık sadece büyük hocaların ancak önerdiği hocaları büyük takımların başına getirebiliyoruz. ülkenin güzel bir tezahürünü futbolda da maalesef görüyoruz. önce guardiola’nın bize torrent’i önermesinden sonra şimdide joachim löw’ün fenerbahçe’ye drone ismail’i önermesi işi özetliyor aslında.
    (bkz: benzer işler)
  • 1306
    her sene olduğu gibi bu sene de transfer gelir/gider farkında ilk 3 sıradadır.
    bu sene gelirinin 3 katını harcayan ülkeler;
    türkiye
    ukrayna
    suudi arabistan
    https://mobile.twitter.com/.../1482655297558749187

    en efsanesi; bizim ilk sırada olmamız ve ikinci suudi arabistan ile aramızda 20 milyon dolar olması.

    sonra "türk futbolu borç içinde :'( ". buna vereceğim tepki;
    https://youtu.be/0pZiBe-VhQ0
  • 1307
    devlet de zenginler de daha fazla kasmasın ülkenin büyük takımları ayakta duracak diye. dövizli borclari da hala cok yuksek olan kulüplerin kurtulus sansi;

    kadrolarını mumkun oldugunca ucuzlatip başarısız seneler geçirip dogru hamleler yaparak tekrar eski günlerine 8-10 senede kavuşmaktir.

    yapmaya çalışınca yapıyoruz/yapamiyoruz dışında kimsenin tahammülü yok basarisizliga zaten. bunu yapmaya çalışana* köstek olunuyor.

    ister galatasaray ol ister fenerbahçe beşiktaş. gerekiyorsa küme bile düşeceksin. cunku sen artık batmış bir kulupsun. devlet hukuken kuralları tam işletse 1 seneye kalmaz iflaslarini verir hepsi.
  • 1309
    suat başar çağlan ın gazeteduvar daki yazısından alıntıdır.

    --- alıntı ---
    süper lig’de 2021-22 sezonu alışkın olmadığımız birçok motifle ilerliyor. trabzonspor rahat bir şampiyonluğa doğru gidiyor; üç büyükler birbirlerine bu ligde ne yaptıklarını soruyor; anadolu’da yeni teknik direktör kuşağı sahnede; ekonomik kriz ortamında yeni naklen yayın ihalesi yaklaşıyor. ligin müesses nizamında değişim kokusu var. yaşananlar pandeminin ve ekonomik krizin getirdiği istisnai bir anomali mi, yoksa türk futbolunda devir değiştirecek bir “yeni normal” mi geliyor?

    değişmeyen tek şey üç büyükler midir?
    türk futbolunun krizi yeni değil. sadece bu kadar görünür olması için üç büyüklerin hep beraber çökmesi gerekiyordu. pandemi, ekonomik buhran gibi dış etkenlerin yanı sıra mevcut düzendeki kadim çözümsüzlük, beceriksizlik, eylemsizlik, liyakat eksikliği sonucu bugüne ulaşıldı.

    âdettendir, trenin nasıl gittiğini görmek için evvela lokomotife bakılır. türk futbolunun lokomotifi olan “istanbul büyükleri”, dokuz ay önce ligin zirvesinde (bjk: 84, gs: 84, fb: 82) birlikte ama yalnızken bugün aynı zirveyi uzaktan seyrediyor. lig tarihinde ilk kez 24 hafta sonunda üçü de ilk beşin dışında. kırk yıl sonra ilk kez üçü de aynı sezon ortasında hoca değiştirdi. şu anda üçü de kendi yıktıkları sezonun enkazından işe yarar bir şey – belki bir iki genç oyuncu, mümkünse geçerli bir oyun planı – bulmaya çalışıyor. üçünün taraftarı için de lig anlamını kaybetmiş durumda.

    son şampiyon beşiktaş’ta sergen yalçın gönülsüz başladığı sezonu şampiyonlar ligi hezimeti üzerine yarım bırakınca yönetim geçici olarak önder karaveli’yi başa getirdi. karaveli yapıcı ve arifane tavrıyla bir anda gönüllere girince, kulüp idaresi tesadüfe dayanan bu atamayı bilinçli bir stratejinin parçasıymış gibi sunmaya çalıştı. ama skorlar bozulur bozulmaz sular dalgalandı. eski-yeni hocalarla görüşüldüğü yönünde haberler var. beşiktaş’ın dramı ortadan bir dram yokken, şampiyon kadroyla saçma bir mutsuzluğa batmak ve istikrar şansını kaçırıp gereksiz huzursuzluğa dalmak oldu. gelecek belirsiz.

    galatasaray ise bir ay öncesinde kadar tam ters istikametteydi. burak elmas’ın kendisini başkan yaptıran terim’e “ihanet” etmemek için gösterdiği sabır veya mecburiyet, takımı tamiri zor bir duruma (ligde 11. sıra, bir türlü gelişmeyen oyun, sürekli kavgayı besleyen zihniyet) getirmişti. nihayet teşhis konup harekete geçildi, ama teoride doğru görünen hamle pratikte bocalıyor: torrent’in vaatkâr ama nazlı sistemine kavuşmak için gereken sabır ortamını sağlamak çok dikkatli ve titiz bir idare gerektirirken, elmas yönetimi gaflarla, potlarla, hatalarla boyuna aksıyor. neticede şubat ortasında takım 13. sırada ve küme düşme ihtimali var. işler muhtemelen iyiye gidecek, ama elmas ve torrent o günleri görecek mi belli değil.

    elmas’ın bundan daha kötü bir duruma düşemeyeceğini sanıyorsanız vapura atlayıp kadıköy’e bir uğrayın derim. başkanlık koltuğunda geçirdiği üç buçuk yılın ardından, ali koç’un fenerbahçe’yi yönetmeye mahir olduğunu düşünenlerin sayısı, sarı-lacivertlilerin bu süreçte kazandığı derbi sayısından fazla değil. üstelik kronik kararsızlık (cocu, koeman, yanal, bulut, belözoğlu, pereira, kartal), hayali dış mihraklara kafayı takmak (norveç menşeli troller), hakem yaygarası (fb tv’de trabzonspor maçı yayınının 23. dakikadan itibaren “oyunun hakem tarafından katli” gerekçesiyle ekranın karartılması) gibi icraatlarıyla, ali koç “ben bu kulübü yönetemiyorum” diye – megafonla – bağırıyor. gelecek ile geçmiş, teori ile pratik, her şey birbirine karışmış durumda. çözüm arayan var mı, yani arayış hangi ölçütlere dayanıyor, bilen yok.

    yeni hocalar çağı
    istanbul’un büyüklerinin aramadığını anadolu kulüpleri bulmuş görünüyor. anadolu’da teknik direktör kadroları neredeyse baştan aşağı yenilendi. yılmaz vural, giray bulak, güvenç kurtar, mesut bakkal, fuat çapa, aykut kocaman, ersun yanal gibi demirbaş hocalar boşta. bu isimlere mustafa denizli, fatih terim ve şenol güneş’i de ekleyebilirsiniz.

    yerlerinde ise ilhan palut, hakan keleş, ömer erdoğan, erol bulut, emre belözoğlu, volkan demirel, nuri şahin gibi yerlilerin yanı sıra, vincenzo montella, francesco farioli ve nestor el maestro gibi yine yeni yabancılar var. eskilerden geriye sadece hikmet karaman, rıza çalımbay ve abdullah avcı kalmış durumda. üçü de gayet başarılı gidiyor.

    teknik direktör jenerasyonundaki dönüşüm ve bu iradenin anadolu’dan doğması özellikle önemli. türk futbolunda gerçekten “yeni normalin” eşiğindeysek veya gerçek bir “organik ilerleme” yaşanacaksa, bunu sağlayan şey üç büyüklerin kötü durumu değil, anadolu kulüplerinin ve yeni hocaların sağladığı “büyü bozumu” olacak. yani “bizi şampiyon yapmazlar” söyleminin, başarı anahtarının sadece birkaç hoca ve takımın elinde olduğu mitinin sona ermesi gerekiyor. futbolda, özellikle de türkiye gibi ara düzey ülkelerde en somut etki yaratabilecek kesimin teknik direktörler olduğunu düşünüyorum. elbette bir hocanın genç olması illa yenilikçi, yetkin, gelişmiş olduğu anlamına gelmiyor; ama gençlerin değişime yaşlılardan daha yakın olduğunu sezmek zor değil. üstelik havuz medyasından harvard diplomasına “sallayan” zihniyet de artık kimseye hitap etmiyor.

    sahadaki somut gerçekler de değişimi doğruluyor. süper lig’de “ne oynadığı belli” takım sayısında ciddi artış söz konusu. geçmişin hamasi, taktik olmayan taktiklerinin yerini giderek daha karakterli oyunlar alıyor. görüldüğü gibi ortada büyük sırlar falan yok; çalışınca, dünyayı takip edince, işine bakınca oluyor. birçok ekip kadrosunun üzerinde skorlar alıyor. üç büyüklerin durumu buradan da okunabilir: beşiktaş’ın hâlâ şenol güneş’in peşinde olduğu söyleniyor; galatasaray fatih terim’i kaybettiğine hayıflanmaktan felç olmuş durumda; fenerbahçe ise ismail kartal’a döndü ve olursa löw’ü yakalama derdinde. üç büyükler geçmişle bir türlü vedalaşamıyor.

    yayıncı da mağlup
    yeni fotoğrafa poz verenler böyle; arka fonda ise para var. ekonomik kriz ve liranın çöküşü bir yana, süper lig’in fahiş bedelli naklen yayın ihalesinin müddeti sezon sonunda doluyor. yeni anlaşmada rakamların birkaç kat küçüleceği kesin. şimdiye kadar yedikleri üzümün hangi bağdan – “dost ve kardeş emirlik” katar – gelmiş olabileceğini düşünmeyip, hak ettiğinin çok üzerinde paralar alan kulüpler – anadolu da dâhil – kaygılı. bütçeler büzüşecek. buna avrupa’daki başarısızlık ve şampiyonlar ligi’ne direkt katılım hakkının yitirilmesi de eklenince, oyuncu ve seyirci çekmenin zorlaşacağı açık. kaliteli rekabet için daha çok paradan evvel daha sağlam zihinlere ihtiyaç var.

    yayın ihalesinin “yeni normal” açısından paradan daha mühim etkileri de olabilir. ihaleyi kim kazanırsa kazansın, futbolseverlerdeki bıkkınlığı ve kızgınlığı göz önüne almak zorunda. tribünden yönetimlere gelen istifa çağrılarını sansürleyen, tartışmalı pozisyon – yani her faul, penaltı, taç, korner – tekrarından başka bir şey göstermeyen, protokol referansı bol yayınlar, en az elindeki ligi bu anlayışa pazarlayan federasyon yönetimleri ve kulüp başkanları kadar sıkıcı. abone bulmakta zorlanan yayıncılar bakış açısını değiştirmek, makul fiyatlı yeni paket seçenekleri sunmak ve ligi yeniden parlatmak durumunda. yoksa onlar da youtube’un ve korsan internet yayınlarının altında ezilip gidecek.

    vagonu durduran lokomotif
    değişim kıpırtılarının nereye varacağı henüz belli değil. ihtimaller muhtelif. bir: üç büyükler yaşananlardan ders alıp harekete geçerek, taraftarın ve maddi imkânın sağladığı güçle, hatta yayıncıyı da yanına alarak yeni döneme öncülük edecek. yaşadığımız sezon puan tablosu açısından istisna olarak kalacak, ama bir nevi milada dönüşecek. iki: hızlı değişim çağında eski takıntılarını aşamayıp yerinde sayacaklar; trabzonspor önderliğinde anadolu hakimiyeti başlayıp, istanbullular sıradanlaşacak. üç: üç büyükler akıllanmayacak, ama diğerlerinin de bocalayıp yolunu şaşırması sonucu eski yöntemlerle yola devam edecekler.

    türkiye’de son yirmi yılın hikayesi, seviyeyi düşürüp “aşağıda buluşmak” üzerine kurulu. kulüpler de bugüne kadar yeni yerlere uğramamak, eldeki iktidarı ve ilişki ağlarını kaybetmemek uğruna birlikte çökmeyi yeğledi. ama deniz bitiyor. anadolu genellikle değişme becerisiyle değil, aynı kalmasıyla övünür. bu yüzden nadiren harekete geçtiği anlara dikkat etmek gerekir. hemen dev sonuçlar beklemek abartılı olabilir; yine de üç büyüklerin yerinde olsam, değişim trenini kaçırmazdım. çünkü türk futbolunun hayatta kalmak için aklıselime yönelmekten başka çaresi yok. üç büyükler, lokomotif statülerine fazla güveniyor gibi görünüyor. ama mecburi istikamete doğru bu yolculukta, lokomotif frene basmakta inat ederse kendi vagonları tarafından haşat edilebilir…

    --- alıntı ---
  • 1311
    maaleser is bilmez, kendi reklamını yapmaktan baska amaci olmayan insanlarin bolca yer aldığı platformdur.
    19 şubat 2022 yeni malatyaspor antalyaspor maçınin başında yeni malatyaspor takımı futbolculari paralari ödenmediği icin protesto yaptilar. bakin bu takim daha once sarı kirmizi renklere sahip olup maddi mevzular yuzunden amatore giden gerçek malatyaspor'un yerine kurulmus ve sehre umut olsun diye sürülmüş bir kulup. bir takım, yönetim veya memleket ayni hatayi bir daha yapar mi? yapiyor iste. düşüşleri yine başladı. artik bunlar gider oz hakiki malatyaspor diye bir kulup gelir.
    tff de yabanci sınırı ile ugrasana kadar bu islere kafa yorsa keske. ama iste.
  • 1313
    ilk ele alması ve düzeltmesi gereken konu, topun oyunda kaldığı süre geliyor. bunu düzeltebilirse, sahada oynanan ve adına 'futbol' diyemeyeceğimiz şeyi az da olsa iyileştirme yolunda adım atılmış olacak. zira en ufak müdahalede veya çoğu zaman temas bile olmamasına rağmen futbolcular kendini yere atıp, top oyun dışına atılmadığı veya hakem oyunu durdurmadığı müddetçe de kalkmayabiliyor. aynı durum birkaç dakika içinde birkaç pozisyonda üst üste yaşanınca da ortada ne tempo kalıyor ne oyun.

    futbolcuların bunu yapma nedenlerinin de yüksek tempoya alışkın kondisyonlarının olmadığı çok bariz. nitekim ozan tufan'ın watford macerasında "oyun dursun diye dua eder hale geldim" demeci hafızalarda hala. üzgünüm lakin yüksek tempoyu kaldıramayan ya futbolcu olmasın ya da kendisine başka lig bulsun. ben 10 dakika içinde oyunun 10 kere durduğu bir lige para veya zaman harcamaktan dolayı son derece üzgünüm.

    uğur meleke de buna çok güzel değinmiş:
    https://www.hurriyet.com.tr/...getirilmeli-42010040
  • 1314
    yerli kariyerli hocalara ‘neden yerine yeni hocalar yetiştirmedin’ eleştirisi yapılıp, taze futbolu bırakmış hatta bazen daha bırakmamışlara teknik direktörcülük yaptırılan ortam.

    mesela kimse ‘neden bu teknik direktörlük kursları var’, ‘neden bu insanlar bu kursları tamamlamadan bu görevlere getiriliyorlar’ gibi sorular sormuyor

    türk futbolunun hatta ülkenin genel sıkıntısı eğitimin gerekliliğine inanç olmamasıdır.
    süregelmiş olarak iyi eğitim verilememenin de etkisiyle insanlar bazı bilgilerin eğitim+tecrübe+yetenek ile mümkün olduğunu bir türlü kabul etmiyorlar.

    büyün bunların sonucu da işte mesela avrupada öz kaynaklardan en az oyuncu oynatan lig olmak ya da avrupaya hiç teknik direktör gönderememek oluyor.

    sonra çözüm olarak nasıl gelişiriz mesela nasıl futbolcu ve teknik direktör yetiştiririz üzerine düşünmektense tff diyor ki ‘2’ sene sonra, en az 1 adet, daha önce en az ‘3’ sene klüpte bulunmuş 21 yaşının altındaki futbolcuyu ilk 11de oynatmak zorunda kalacaksın.

    özetle, top oyunda 5dk fazla kalsa ne olacak, müthiş yetenekli futbolcuları mı daha fazla izlemiş olacağız yoksa taktik yetersizlikleri olan hocaların taktik savaşlarını mı?
    gerçekten ilerleme düşünülüyorsa sokakta yetenekli çocuklar nasıl sahaların yıldızı olarak hazırlanabilir onun çaresi bulunsun.
  • 1315
    dibi gormus vasat oyuncular, vasat teknik direktorler, vasat yoneticiler ile dolu olan ulkemizin en buyuk eglence kaynagi. oyle bir hale geldi ki 3-4 sene onceye kadar yine tercih edilebilecek bir lig idi. kalbur ustu, buyuk liglerde tutanmamis oyunculari en azindan para ile ikna ediyorduk ozellikle 2010’larin basinda. ancak artik o ikna ettigimiz paralari avrupa’nin alt sira takimlari bile verebiliyorken, bi o paralarin yarisini bile teklif edememeye basladik. uzerine birde yabanci siniri gibi sacmasapan kurallar getirdik. sonucta elimizde avrupa’nin istemedigi vasat oyuncular ve mecburen o vasat oyunculara harcanan milyonlar kaldi. artık ne oynanan futbol zevk veriyor, ne tribünler. böyle gider ise 2010 nesli futbol izlemeyecek.
  • 1316
    eskiden dinazorların korkusu şuydu; türkiye ligi, ispanya ligindeki barca-real kapışmasındaki gibi sadece iki takımın başarılı olacağı cimbom-fener mücadelesi şeklinde geçmesin idi.

    bunun için gerek hem anadolu’daki taklacı yöneticiler yabancı sınırlarıyla hem de siyasi cenah suni takımlarının *suni başarılarıyla türk futbolunun içine ettiler.

    bugün hiç kendilerine soruyor mu acaba futbolun başındaki zatlar; “neden ihalede kimse 200 milyon euro’nun üstünde fiyata çıkmıyor?” diye

    -internet siten turgut özel zamanından kalma
    -hakemlerle takımlara karşı sistematik düşmanlık yapıyorsun (lifinde en çok şampiyon olan, avrupa’da namağlup olan takımın ligde düşme potasında)
    -faşist bir yabancı sınırlaman var
    -liginin kurumsal bir instagram, twitter hesabı yok

    kusura bakmayın da 20 yıllık değirmenin suyu kesildi artık.

    galatasaray-fenerbahçe domine etmesin istediğiniz ligde 6 tane istanbul takımı var ve bir alt ligde ilk 6’da 3 tane de istanbul takımı da süper lig için avantajlı konumda.

    şimdi alın bence türk parasıyla 5 lira etmeyecek liginizi, şu an arka kapılarda başka sözler vererek yüksek ihale teklifi almaya çalıştığınız araplara yamayın. nasıl olsa hala satacak bir şeyler vardır ülkede.
  • 1317
    gelirleri türk parası, giderleri yabancı para birimi üzerinden olan her sektör gibi kaymağını geçtim ana yemeği bile sıyrılmış olan hadise. tabağın dibindeki tortu ve sağa sola dökülen birkaç damla kaldı geride. dışarı ile olan rekabet imkanları zaten çok sınırlı hale geliyor bu durumlardan ötürü. bari kendi içinde doğru düzgün bir ürün ortaya çıksın diyorsun, orada da sıkıntılar yaşanıyor.

    sadece lisansı olduğu için iş bulan yetersiz teknik direktörler var, iktidar eliyle yeni diye diriltilen takımlar var, değirmeni döndürsün diye kulübün başına getirilip bol bol iteklenen züppe başkanlar var. en kötüsü sadece yerli oyuncu kotası var diye forma giyen oyuncular var. dolu dizgin olmasa da şampiyonluğa giderken bir yerden gelen bir telefon sonrası hoca değiştirip sezonu çöpe atan da var, maçtan önce istediği kadroyu rakip yönetime iletip maçları öyle kazanıp lige çıkan da var, iki ağlayıp düştüğü ligde ertesi sene devam eden de var.

    kaldı ki 5 ay sonra başlayacak olan yeni sezonda ligin kaç takımla oynanacağına, yabancı sınırının kaç olacağına, hatta var hakemi olup olmayacağına dair bahse girecek kadar emin olabilen kimse var mıdır? güya futbolu yönettiğini söyleyen federasyon başkanı dahil...

    dolaptan formasını alıp sırtına geçirirken haysiyetini ve adaletini askıya bırakan hakemlerinden bahsetmiyorum bile...

    tüm bu çirkefin içinde güzel hikayeler de çıkmıyor değil. ama çirkef o kadar büyük ve o kadar yoğun ki, hikayeyi arayıp bulup keyfine varabilmek çok ama çok zor hale geliyor. cumartesi ya da pazar öğlen seansında güzel bir maça denk gelme ihtimalin var hala. ama boş stadda ne dediğini kendi bile bilmeyen 20 kişinin ve 2 davulun uğultusu eşliğinde ne kadar keyif alabilirsin o maçtan? ya da yayıncı kuruluşun istediği değil stadın izin verdiği kamera açılarından yapılan yayınlar ne kadar tat verebilir, hele ki yurtdışı yayınları izledikten sonra? oynadığı futbol keyifli olsa da zengin züppe bir kulüp başkanının maçtan sonra hava atacağı bir araç haline geleceğini bildikten sonra yine de güzel futbol diyebilir mi insan?

    tüm bu hengamenin içinde, öyle ya da böyle bu alışkanlığa saplanmış insanlar hariç kimselerin umrunda olmayan bir olaydır türk futbolu. sırası gelen takım taraftarı işte biraz sevinir, birkaç gün sokakta başı dik yürür, öbürleri de günlük hayatlarına dönmeyi üzüntü gibi gösterip "sevinmek için sevmedik" diye lanse edip prim kasmaya çalışır.

    çünkü türk futbolu tam olarak böyledir. kenardan yan gözle bakmak için bile, ama mantıklı ama saçma bir bahane gereklidir...
  • 1319
    eğer yayın ihalesi tff'nin dayattığı şekilde olursa artık küçük büyük takım kıyası kalmayacak. bu olay lige olan ilgiyi azaltacak ve sonucunda her geçen yıl izlenirlik geriye gidecek.
    zaten ligin kalitesi yerlerde bundan sonra da bu ekonomik şartlarda yükselemez.
    fenerbahçe kulübünün başında türkiye cumhuriyeti'nin en zenginlerinden biri var. 3 yılı bitti hala fiyasko.
    beşiktaş batık stadın elektrik parasını ödeyemiyor hala euro ile transfer kovalıyor.
    galatasaray en çok parayı kazanan kulüp gel gelelim nefes alacak kadar lirası yok kasasında. kaldı ki gayrimenkul zengini bir kulüp.
    ne hikmetse başakşehir,rizespor,trabzonspor,kasımpaşa gibi köklü!! kulüpler maddi olarak dimdik ayakta.
    seksenli doksanlı yıllarda farklı ülkelerin farklı takımları rekabetçi olurken artık günümüzde her lig ikişer üçer takımın tekeline girdi.
    belki zevkli değil ancak öndeki kulübü yakalamak için arkadakiler de bir koşuşturma geliştirme peşinde.
    biz aslında buralarda olmayı da hak etmiyoruz.
    türk futbolunu takip eden her birey ilk önce fatih terim ve galatasaray'a minnettar olmalıdır.
    2000 yılı uefa ve süper kupa olmasa ne aziz yıldırım bu kadar saldırgan bir transfer politikası izlerdi ne de avrupa gözünü buraya dikerdi.
    zaten bir kaç seneye de belki yayın için ihale bile açılmayabilir.
    radyodan ya da instagram hesaplarından canlı yayınlar izler dinleriz.
    şunu da eklemeden geçemeyeceğim.
    2011 şike ve teşvik olayları çok insanı küstürdü.
    belki kısa dönemde sancısını çekmedin ancak uzun dönemde işte olaylar buralara kadar geldi.
    senin ligin talep edilir koşullarda değil ki sen iyi pazarlama yapasın.
  • 1320
    artık ingiliz liginde olduğu gibi yerde yatan futbolcular için topun dışarıya atılması olayı acilen bırakılmalıdır. her maçta sırf bu hareket yüzünden oyun duruyor ve bilinçli olarak karşı takımın atakları kesiliyor. yerde yatan adam da düdük çaldığı gibi ayağa kalkıp devam ediyor. bu kanserden kurtulmamız gerekmektedir. sadece kafa kafaya çarpışma durumlarında hakem müdahalesiyle oyun durmalıdır.
  • 1321
    - düşük uefa ülke sıralaması/ülke puanı
    - kalitesiz* tesisler
    - kalitesiz* alt yapılar ve tesisleri
    - kalitesiz* yerli teknik ekipler
    - kalitesiz ve yabancı düşmanı bir spor basını
    - art niyetli ve rantçı yönetimler
    - kulüplerin ve özellikle üç büyüklerin astronomik borçları
    - düşük yayın geliri
    - siyasetin mütemadiyen dahil olması
    - kötüleşmeye devam eden yerel ve küresel konjonktür

    ve aklıma gelmeyen bir sürü etken. yakın gelecekte çok uzun zamandır görmediğimiz ve geride bıraktığımızı sandığımız sarmala girme ihtimali yüksek.
  • 1322
    siyaset, federasyon, ekonomi, burak elmas ve yönetimi, diğer kulüp yöneticileri, teknik direktörler, futbolcular, scout ekipleri, hakemler, taraftar, sosyal medya, basın.

    bunlardan bir tanesinin zerre kadar günahı yok diyebilen var mı? mantalite ve kafa yapısında sorun olduğu aşikar. sokak aralarında elde balta ile günah keçisi aramak yerine göğe endam edip kuş bakışı şehire bakmak akıl edilebilirse şehirin nasıl yandığını görülebilir diye düşünüyorum.

    içinde bulunan herkesin az ya da çok günahının olduğu bir çöküş filmidir türk futbolu. beyin yakan, ufuk kapayan, sonuyla da dumur eden.

    sorumluyu tek bir yerde aramaya kalkarsan da ilk onbirinde serdar aziz, rossi, serdar dursun, mert hakan yandaş, crespo, osayi-samuel, miha zajc gibi 7 ortalama futbolcuyla çıkan rakibine karşı kapanır, ama neden kapandığının cevabını hiç bulamazsın.

    sonra kayyum atamaları, ligden düşmenin kaldırılması, kulüplerin yabancı sermayeye satılması, kanunda değişiklikler, yabancı oyuncu sınırları, şampiyonluk talepleri, yabancı hakem istekleri, uefa sıralaması gibi konular gündem diye önüne sürülür sen de bunu yer ve sona yaklaştığını fark edemezsin bile.

    ülke futboluna reset atılmalıdır. atılmayacaksa da galatasaray kendini yeniden başlatıp ayrışmalıdır.
  • 1323
    tam anlamıyla kaosun ve pisliğin içine atılmıştır. futbolun her kurumunda bir skandal ve uyumsuzluk hakimdir. günün sonunda futbol kalitesi yerlerde, kurumları arasında kavga, kuralların uygulanmadığı bir hal almıştır.

    sıralamak gerekirse;

    federasyon başkanı istifa etmiştir.
    yabancı sınırı kafalarına göre düzenlenmiştir.
    harcama limitleri üç takım için özellikle esnetilmiştir.*
    sezon ortasında üst düzey dedikleri hakemler görevden alınmıştır.
    aynı sezon içinde iki kere mhk başkanı değişmiştir.tarihte böyle bir olayın olduğunu hatırlamıyorum.
    canlı yayın ihalesi halen yapılamamıştır. 2022-2023 sezonu için kimin yayınlayacağı bile belli değil.
    avrupada başarı unutulmuş. uefa ülke sınırlamasında o kadar aşağıya düştük ki, 1.olan takım sezon sonu direk olarak cl'ye bile katılamıyor.
    pfdk başındaki şahıslar bilerek ve isteyerek organize şekilde hocamıza ve bize cezalar yağdırmışlardır.

    son 3 sezonda türk futbolunun özeti yukarıda yazdığımız gibidir. galatasarayımıza çekilen operasyonun ve hakem hatalarını sıra sıra yazmaya kalksak sayfalarca sürebilir.

    bu olanlara tek söyleceğim bir şey var; ahımız var, gün gelir devran döner o zaman görüşürüz.
  • 1325
    tüm paydaşlarının şımarıklığı bırakması gereken camiadır. futbolcusundan, teknik adamına, taraftarına, yöneticilerine, medyasına kadar her bir paydaş artık şımarıklığı bırakmalıdır. aksi takdirde daha da dibe batacağız.
    biz parasının değeri her geçen gün eriyen bir ülkeyiz. futbolu öyle ahım şahım olmayan, arada parlayan kulüpleri olan bir ülkeyiz. bizim artık hayal dünyasından çıkmamız ve gerçekleri görmemiz lazım.
    biz orta sınıf hatta orta alt sınıfız artık.
    biz avrupa'nın anadolu takımlarıyız. bizim artik oyuncuları parlatıp, satıp yerine yenilerini almamız lazım. bizim bilmem kaç yaşındaki adamlara milyon eurolar dökmememiz lazım. biz katar veya arabistan da değiliz zira onların parası var bizim yok. onlar şov amaçlı alabilir ama biz alamayız. maaş bütçesi minimuma düşürülmeli hatta mümkünse bonservis bedelleri de minimuma dusurulmelidir.
    tl ile kazanıp euro ile harcıyorsan kusura bakma şımarıklık yapmayacaksın.
    yoksa ben de isterim gidelim yine sneijder drogba gibi isimleri alalım ama artık mümkün değil.
App Store'dan indirin Google Play'den alın