• 27
    güçsüze en çok lazım olan şey. güçlüye ise genellikle algı olan şey. adalet arayışı, bir yakınma mı yoksa çözüm arayışı mı? galatasaray güçlü bir camia ise bu onu sorumluluk sahibi yapar. adalete yakınıyorsak bu çözüme yönelik ve haksızlığı ifşa etmeye yönelik olmalıdır. işte burada çuvalladığımızı düşünüyorum. eğer galatasaray güç sahibi iken bunu elde edemiyorsa büyük zaafiyetler içindedir. sonuçlarla da ilgilenmiyorum. yöntemlere bakmak lazım.

    aynısı fenerbahçe camiası için de geçerli. fenerbahçe taraftarı haksızlığa uğradıklarını düşünüyor. son 10 yılda şampiyon olmayan takım kalmayacak ama sen şampiyon olamıyorsun diye yapı dediğin şey galatasaray'a hizmet ediyor olacak, öyle mi? hiç zannetmiyorum. bir galatasaray taraftarı olarak da yapı bence tersten işliyor. ama bunu bahane cümlesi olarak kullanmam. bana adalet kelimesiyle gelmeyin kardeşim. ne fenerbahçe'nin ne galatasaray'ın bu ülkede adalet diye ağlamaya hakkı yoktur. ya hakkını fazlasıyla söke söke zaten alıyordur. ya başarısızlıklarını örtmek için bunu algı malzemesi yapıyordur. ya da güçlüyken ağır haksızlığa uğruyorsa idari olarak ağır zaafiyet içindedir. dördüncü bir ihtimal yok.

    dünya adil bir yer değil zaten. ilahi adalet de ayrı bir konu. buraları es geçiyorum.
  • 28
    bir insan milyonlarca kişinin canlı seyrettiği bir futbol maçında bir takımın hocasına alenen şiddet uygulayabiliyor ve muhtemelen kıytırık bir ceza alacak. şimdi rastgele bir insan düşünelim sokaktaki başka bir insana şiddet uyguladı. ne olurdu, muhtemelen yargılanır ve adli siciline işlenirdi. peki o zaman adalet denen olgu gerçekten var mı yoksa insanları uyutmak için uydurulmuş bir hikaye mi?
  • 32
    hukuki yollar kapalı. kimin kapısını çalsan suçlu sen oluyorsun. kolektif güç oluşturayım desen başı çekecek tribün grubu hükümetin başlıca yalakası, habersiz bir adım atmazlar. yönetime sığınsan florya’yı satayım, ada’yı dedelere açıp şampanya tattırayım derdinde. sivil toplum hareketi oluşturmak istesen üç kişi bir araya gelse hayırdır diyorlar, medya desen hepsi kalemini işportaya çıkarmış. ne yapalım, kendi hakkımızı kendimiz mi arayalım? ayan beyan görüntüye ceza vermeyenleri birer birer bulup kendimiz mi ceza keselim? yanlı yönetim gösteren hakemi görüp hesap mı soralım? ne yapalım? bir topluluğun sinir uçlarıyla bu denli oynanmaz, bizim aramızda contayı sıyırmış adil bir dünya için kendini yakacak yüzlerce, binlerce adam olduğuna o kadar eminim ki. bizi yönetmesi, hakkımızı makamlar nezdinde savunmakla mükellef adamların acziyetini mi cezalandıralım? ne yapalım bir maç çıkışı tribün liderine ya da yanındaki üç, beş serseriye karşı serseri mi olalım? ne yapalım ben bilemiyorum.
  • 36
    bu memleketin hiçbir zerresinde yoktur, kalmamıştır, bırakılmamıştır.

    nepotizme boyun eğdik hepimiz, adam kayırmacılığa ve liyakatsizliğe alışkın olduk.

    futbol dediğin en önemsizlerin en önemlisi belki, o nedenle 1 aralık 2025 fenerbahçe galatasaray maçı tiyatrosu sonrası duran’ın sevk edilmemesini içime sindirememekle birlikte öncelik haline de getiremiyorum.

    bugün furkan’ı aldık bu adaletsiz düzenin elinden, yarın camia büyüğümüz fatih altaylı’yı alacağız. sıra sıra kaybettiğimiz her şeyi geri alacağız. sıra en önemsizlerin en önemlisi olan futbola biraz geç gelecek belki ama orada da hakkımızı alacağımız ve bize yaşatılanların diyetini ödeteceğimiz günler gelecek.

    adaleti sadece kendilerinin okuyabildiği kuma yazılı bir sözcük olarak görenlerin gün geldiğinde hak ve hukuka ihtiyaç duyduğu gün adil mi olunur yoksa rövanşist mi davranılır işte ona o gün geldiğinde bakacağız.

    çünkü artık yetti!
  • 37
    adaletin kalmadığı yerde kendi adaletini sağlamalısın. mesela jon duran efendiye kart verilmedi mi? önümüzdeki ilk maçta, ilk 11 oyuncun aynı hareketi yapacak, dünyada ses getireceksin! bak bakalım ne oluyor? ilk 11'ine ceza mı verdiler maça çıkma, ankara'ya çık! o rezil adam o koltuktan kalkmayana kadar maçlara çıkmıyorum diyeceksin. o zaman bak bakalım ankara seni dinliyor mu dinlemiyor mu! en az %5 oy kaybına hazır olsunlar böyle restleşmede!
  • 38
    uyuşturucu ve bahis baronlarıyla boy boy fotoları yayınlanan hakkında birden fazla terör örgütüyle alakası olduğu iddiaları olan kişiler elini kolunu sallayarak gezerken erden timur'un içeri tıkılması zaten olmayan adalat duygusunu iyiden iyiye bitirmiş bitirmekle de kalmamış eksilere inmiş durumda. ülkede adalet normal akışında ilerlemediği için bu gibi kişi ya da kişiler hayatlarına kaldığı gibi devam edecektir.
  • 39
    arkadaşlar bizlerin adaletten anladığıyla pratikteki arasında dağlar kadar fark var. bizler, yani galatasaray taraftarı ya da galatasaraylı yöneticiler, adaletin gerçekten şöyle işlemesi gerektiğini sanıyoruz:

    birisi bize iftira atıyor. savcılık çağırıyor, sorguluyor. biz de “hayır, öyle bir şey yok” diyoruz. bu noktada adalet sisteminin delilleri ortaya koyup, “ama sen böyle dedin, deliller başka şey söylüyor” diyerek objektif biçimde yargılaması gerekmez mi?

    ama pratikte sistem böyle işlemiyor gördüğüm kadarıyla. şüphe üzerine yargılama yapılıyor sanki. “biz senin suçlu olduğunu ispatlamak zorunda değiliz, senden şüpheleniyoruz, suçsuzsan suçsuzluğunu ispatla” deniyor. komedi gibi ama işleyiş çoğu zaman bu şekilde.

    bu durum siyasi davalarda da böyle, spor kamuoyunu ilgilendiren davalarda da bugün aynı tabloyu görüyoruz. erden timur’a “şüpheli bir durum var” deniyor. kendisi çıkıp açıklamasını yapıyor ama somut delillerden çok şüpheler üzerinden bir süreç yürütülüyor. bu da ister istemez adalet duygusunu zedeliyor. elbette ortada net delil, kanıt varsa bizlerin görmediği bilmediği o zaman kimsenin buna itirazı olamaz.

    ancak benzer durumlarda bazı kişilerin, yapılan testler pozitif çıkmasına rağmen serbest bırakıldığını görmek, “adalet sistemi kime inanmayı seçiyor?” sorusunu akla getiriyor. sen adama inanmayıp test yaptın ve şüphen doğrulandı. peki niye bıraktın o zaman?
App Store'dan indirin Google Play'den alın