lang'ın boey'e attığı ilk pas ofsayt değildi. o yüzden buradan vuramadılar.
boey'in kaleciye herhangi bir müdahalesi yoktu. buradan da vuramadılar.
sane'nin şutu tertemizdi. halen daha vuramadılar.
sonra bir baktılar ki, boey'in bir müdahalesi var. fakat daha net bir şeyler bulmalıyız, bulamazsak buna geri döneriz düşüncesiyle devam ettiler. hafif bir ümitsizliğe de kapıldılar ama sonra birden ampul yandı: boey düştü ama son adamken düştü. yani ofsayt çalabiliriz!
boey neden yere düştü, rakibini engellemiş mi, topla arasında ne kadar mesafe var gibi futbolun en temel sorularını bile sorup cevaplamadan direkt buradan vurmayı başardılar.
bakın bu öyle basit bir mevzu değil.
anlatmaya çalıştığım şey, attığımız gollere mutlaka bir kulp takılmaya çalışılmasıdır. bugün boey ofsayt çizgisinin önünde olmasaydı bile yine iptal ederlerdi. adamı engellemiş derlerdi, adama faul yapmış derlerdi, adamın çizgiden çıkarmasına mani oldu derlerdi...
bu pozisyonu özetlere koyun, her türlü açıları vererek tüm dünyaya izletin, futbolu bilen her insan bu pozisyona ofsayt demez. hatta akıllarına bile gelmez.
lakin bizim çapsız hakemler eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüyor. yanlış bir karar verse bile kendisini destekleyecek milyonlarca insanın varlığından haberdar. üstelik de maçını yönettiğin takımın ezeli rakibinin taraftarıysan daha bir zevkle yapar, daha da destekçi bulursun.
işte bizim bu çapsız hakemler de buna güveniyor. üflemekten bile gol iptali yapabilir çünkü nasıl olsa destekçisi bol. e zaten doğradığın takımın yönetimi etkisiz eleman. daha ne?
dün yasin,
bugün atilla-davut,
yarın x
.
.
dün kocaeli,
bugün konya,
yarın y
yönetimin pısırık olduğu sürece, hakem gol de iptal eder, ofsaytta uydurur; hatta gol de atar.
(bkz:
21 şubat 2026 konyaspor galatasaray maçı)