• 203
    şöyle rahat rahat girelim ilk entrymizi buraya.

    yemin ediyorum garip şey, 2-3 gün futbol boş şey falan diye düşünüp hissediyosun, çıkıyo geliyo o haftasonu. armayı görüyosun, gözünün önüne sami yen geliyo, köfteciler geliyo. yeni açık tarafındaki dumanaltı ortam. babayla stadyumda izlenen maçlar geliyo. o yatay açılabilir borazanlar falan. güzel zamanlar geliyo yani.

    şimdiki gibi sentetik değildi hayat sanki o zamanlar. her şey değişti o güzel günlerden bu yana. o zamanlardan kalan birkaç şeyden biri de işte bu arma.

    hepinizin sağlığına sevgili dostlarım.
  • 205
    zaman; arabesk...
    zaman bir varlık olsa, bir amerikan barında bourbon içip öldürülen kızılderililere kadeh kaldırır ya da rönesans tabloları çizip onlarca yıllık bordeaux üzümü kırmızı şarabını doldurur ve kör bir kıza ay ışığını anlatmak için besteler yapardı...
    son sipariş alınana, içki bitene, pop müzik gelene kadar.

    belki arjantin'de maradona diye bir tanrı ya da oralı büyük bir devrimci olurdu; sonu hüzünlü. moskova'dan 1945 berlin'e; oradan aya sonra da filistine uçardı yaşamı büyütmeye; coca cola gelene kadar.

    30'lu yıllarda cumhuriyet balolarında vals yapar zeybek oynardı belki. o yıllarda bir kadın olarak meclise kesin girerse de on yıl kadar sonra hem valsi hem kadınlığı unutulurdu, amerikanlar gelene, bıyıklı agalar söz söyleyene kadar.

    filmlere konu olacak, sonu ayrılıkla bitecek büyük bir aşk da yaşardı... zaman bunları yaşasaydı erken ölüp efsane olurdu. aslında hiç varolmadığını öğrendiğindeyse kendini tamamen imha eder ve yaşamsız büyük patlama olurdu, ilk ağaca kadar.

    zaman; arabesk.

    (bkz: koştuk biz yine cimboma geldik)
  • 208
    çok boş birisiyim be sözlük.

    cidden hiçbir yeteneğim yok, abartacağım biraz ama mazur görün; ne kitap okurum ne film izlerim ne bir sosyal aktivitede bulunurum ne bir yerde bir şeylere fayda sağlarım. bu sene inşallah üni bitecek ve ciddi ciddi sadece bir arkadaşım var okuldan, binlerce öğrenci var sırf bizim fakültede. yapmayı planladığım meslek için sosyal ilişkiler çok önemli ama benim çevrem falan da hiç yok, aslında asosyal biri değildim ama nasıl olduysa ünide ortam olarak dikiş tutturamadım.

    yabancı dil bilmiyorum, kendi başıma öğrenmeyi denedim ama bir yerden sonra sıktı hem de tek başına zor oluyor. yl yapar mıyım diye düşünüyordum, ales'tir, yökdil'dir, mezuniyet puanı ve bilim sınavı vs gene boş ver dedim. araştırma görevlisi olmak için elli kişi başvuruyor, ona indirip bir kişi seçiyorlar e imkansız gibi bir şey bu.

    sadece yl desen e hâlâ öğrencisin, okul istanbul'da, ev başka yerde gene bir sürü masraf olacak, sıkıntılı iş yani. burs falan aslında bir şeyler ayarlanır da akademi olmasını isterdim ama ne yaparsın. hem dil de sıkıntı, ingilizce bilgim a2 falan haydi zorlasan b2, ne yapabilirim ki? ales'i haydi yaptık diyelim, dil harbiden sıkıntı.

    geçen gündem olmuştu ya akit yazarı kadın bu dil barajını ya fetöcü ya da batıcı demişti ya, hayin fedöcüler sizi.*

    bir de şu var, istediğim alanda ingilizce ne denli yeterli olur o da muamma. almanca gerek mesela ama onu nerden öğreneyim bu yaşta. daha ingilizce bilmiyorum.

    geçen yaz bilgisayar topladım, o kadar para verdim ama birkaç ay fifa oynadım sadece, oyun da oynamıyorum. filme oturunca sıkılıyorum, kitap okumak istiyorum ama o da sıkıyor. futbolu da izlemiyor gibiyim. önceden de odun gibi yaşıyordum ama şu an çığır açtım.

    yalnızlığım zaten öteden beri beni yalnız bırakmıyor, bak laf oyunlarına bak, demek ki yalnız değilmişim.* günde yüz kelime konuşuyor muyum merak ediyorum. okul açıkken okulda tanış olduğum bir allah'ım kulu olmadığı için akşam yurt arkadaşlarımla konuşmaya başlarken sesim boğuk çıkıyordu başta, kaç saattir tek kelam etmediğim için.

    psikologlar çok para istiyorlar, okulun vardı ona gittim sağ olsun bir şeyler konuştuk ettik 4-5 hafta, istediğim için psikiyatra da gönderdi, psikiyatr sen hele devam et oraya, acelemiz yok dedi. ben sosyal fobi olduğunu zannediyorum ama tabii ki bu yalnızca bir zan, ben psikiyatr mıyım sanki.

    valla ömrümün sonuna kadar yemeği falan verseler herhalde aylak aylak yaşarım.

    başta dediğim gibi harbiden boş ve vasıfsız biriyim, hayırlı olsun.*
  • 212
    uzun zaman oldu...

    burayı ne düzenli okuyabiliyor ne de yazabiliyorum. pandemi sürecinde evde çalışmayla, babalık yapmayla, geleceğe bakarken ansızın kendimizi “n’abıcaz be kamil!” repliğinde bulmayla geçirdiğimiz 1 yılın ardından, kimine göre radikal, kimine göre delice, kimine göre tam yerinde, bana göreyse ‘ya şimdi ya hiç!’ cihetinde bir karar alarak iş yerime istifamı sundum ve 45 gün önce amerika’ya geldim.

    haddinden fazla yağmurlu bir new york gününde payıma mayhoşluk düştü. hakkıyla mayhoş olan arkadaşlara özrü bir borç bilerek soluğu yine bu başlıkta aldım.

    gündemden uzak olmak, sadece basit ve şahsi meselelerle ilgilenmek ve omuzlarını devirip öylece yürüyebilmenin ne denli büyük bir nimet olduğunu tekrar tekrar idrak ederken yıllarca zihnin belli köşelerinde saklı kalmış kimi heyecan ve düşüncelerin birden ortaya çıkıp beni her gün tekrar tekrar sarsmasıyla meşgulum. bu meşguliyet insana, eğer gereğinden fazla bir kalabalık içindeyse, onu elemek fırsatı da sunuyor. işte burası çok enteresan (çokomelli)... acaba boşa geçirdiğim süreyi nasıl telafi edebilirim telaşı bir yanda gereksiz kalabalığı bir süzgece tutmak mesaisi öbür yanda... zamanında çok kıymetli bir ağabeyim “tecrübe hayatta yenmiş kazıkların bileşkesidir!” dediğinde zihnimde çakan şimşek 14 yıl sonra bugün daha da parıldar halde. bilinmezliğe uzanan bu maceramın, çoktan seçmeli şıklar arasında saklanan tek doğruya ulaşıp ulaşmayacağı başka bir merak, stres ve adrenalin unsuru.

    ve tabii ki tüm bu muhasebe sırasında adına ‘keşke’ dedikleri şeyler...

    ne olursa olsun turgut uyar naifliğinde götürmeye çalıştığım yolculuğumda kendimi ahmet arif isyanıyla motive etmeyi umuyorum.

    selamlar...

    edit: imla
  • 215
    keyif verici madde etkisi altında olmak isterdim şu an ancak ne yazık mi mümkün değil şu an.

    iki üç saat önce bir cigara yaktım, senede birkaç çöp içiyorumdur en fazla, eskiden daha güzeldi sanki sigaraların tadı, iyice endüstriyel bir ürün olmuş, gram doğallık yok, sonrasında bir dakikaya yakın süren etkisi haricinde bir etki yaratmıyor ne yazık ki, şu an bir şarap iyi giderdi.

    ancak dediğim gibi bir şey kullanmadım fakat bir başıboşluk içerisindeyim. mayhoşluk denmesinde bir yanlışlık da olmaz kanımca.

    hava hafiften yaz kokusu vermeye başladı, saat geç, dışarıdan şehirlerarası yolculuk yapan arabaların sesleri ve arada bir de yavaşça geçen yük treninin sesi geliyor.

    son senem, finallere 2 hafta kaldı, okulun bitmesi ihtimali var, sonrası için ürkütücü bir stajyerlik aşaması...

    esasen şunda 5-6 saat öncesi, güneş batmadan evvel hava henüz aydınlıkken dışarı çıkıp derin bir nefes alsam mutlaka alırdım o kokuyu, galatasaray'ın kokusu, şu bildiğimiz koku. hani baharleyin arena'ya giderken aldığımız, 19 maçlarında henüz güneş batmamışken arena'da günışığının son demleri ve kısmen açılmış stadyum lambarının aydınlığında üçlü çekilirken aldığımız koku.

    birkaç aydır kopmuştum takımdan, son hafta ufak bir heyecan vardı, çok da inanmıyordum şampiyon olacağımıza ama ümitleniyoruz işte.

    şampiyonluklar gelir geçer, 17-18 ve 18-19 şampiyonlukları dün gibi hatırda. yine oluruz elbet.
  • 216
    sevgili sözlük,

    bir garibim bu gece... uyku tutmadı, saat gece yarısını azıcık geçmek üzere... sabahleyin bir kere daha kız babası olacağımı öğrendim... gözümden bir damla yaş süzüldü, dişimi sıktım...

    3. evladımızın haberini ilk aldığımız gün eşimle evin farklı köşelerine çekilip boşluğa baktığımızı hatırlıyorum. bütün gece kabuslarla geçmişti... öyle ki, sabah olmadık bir yorgunlukla uyanmış, kendime gelmekte çok zorlanmıştım. fakat hanımla kahvaltı için masada buluştuğumuzda konuştuğumuz şey ‘ismini ne koymalıyız acaba?’ olmuştu... ‘keşke kız olsa!’ demiştim eşime, eşimse daha düne kadar pek bir ümitsizdi bundan. sağlıklı olsun da...

    şükür kapılarını her gün daha da aşındırdığım ömrümün bu diliminde ‘bölüm sonu canavarı ne zaman karşıma çıkacak acaba?’ diye içimden her geçirişim canavara yeni bir level atlatıyor sanırım... fakat buna da şükür...

    evet, maalesef kızımın doğumunda eşimin yanında olamayacağım... yeni doğan fotoğrafı bu sefer bensiz çekilecek... o tatlı heyecanı uzaktan yaşayacağım, ve o sigaralar belki de en derin nefeslerle tüketilecek bu sefer.

    evet mayhoşum sözlük... mutluluktan, üzüntüden, güçlü kalmak zorundalığından ve güçlü durmaktan mayhoşum... bu gece beni ancak centilmen bir jack teselli edebilirdi ya da yeni bir sayfadan size bakmak...

    esen kalın...
App Store'dan indirin Google Play'den alın