260
kendi açımızdan kılçıksız olan transfer. gerisi oyuncunun burada performans vermesine kalıyor. hayırlı olsun.
261
lisansı bir an evvel çıkarılıp yarın karagümrük karşısında kadroda olması gerek. son 15-20 dakika da olsa izlemek isterim kendisini.
263
hakkındaki analizlerin kolpalığını anlamak için dribling seviyesiyle ilgili yorumları dinlemek yeterli.
serie a'da maç başı driblingi 0.4 ve %40'lık başarı oranına sahip.
psv'deki prime sezonunda ise 1.0 ve %35 başarı oranı var.
bizimkilerle kıyaslamak gerekirse;
barış alper'in maç başı driblingi 2.1 ve %60 başarı oranına sahip.
sane'nin ise 2.5 ve %56 başarı oranı var.
özetle, oyun kurucu profildeki teknik bir kanadı ''dribber oyuncu, feci dribling yapar, tam bir 1v1 canavarı'' falan diye pohpohlayıp insanları gereksiz bir beklentiye sokmak, yarın oyuncunun her topu sağına çekip pas vermeye çalıştığını görünce yerini linç girişimlerine bıraktırdığı için, bu tarz kolpacılardan uzak durulması gerek. teknik seviyesi yüksek bir oyuncu ne kadar iyi dribling yapabilirse, o da o kadar yapıyor. zira hızı da kısıtlı olduğu için özellikle açık alanda 1v1 gibi düellolara girmeye çalışan bir oyuncu değil. driblinglerinin tamamını önünü boşalmak üzerine ve bunu da iyi yapıyor.
264
kulübende ilk 11 oynayabilecek kalitede en azından birkaç büyük oyuncu olmalı. yeri gelir ilk 11 çıkar yeri gelir sonradan oyuna girer. her türlü alternatif oluşturur.
şimdiden karakteri ile ilgili yazılan şeyler önemsiz. her camia kendi oyuncusunu yetiştiriyor.
265
hollanda'da herkesin neredeyse tek bir fire olmadan, "kariyer sonu başladı, anca laf üretip sonunda kalitesi daha aşağı bir lige gitmek, tipik noa lang, yakında orada da yedek olur" yorumunu yaptığı futbolcu. hollanda'da hem tavrı, hem egosu, hem "yahudi olacağıma ölürüm daha iyi" tezahüratları sebebiyle hiç sevilmeyen birisi, ama buna çok takılmamak lazım, beyaz hollandalılar hem göçmen kökenli, hem sesi çok çıkan kimseyi sevmezler, hele bir de yahudiliğe laf çaktı mı, tamam hesabı kesilmiştir.