22801
alex ferguson, manchester united’ın başında 1986–2013 yılları arasında tam 27 sezon kaldı ve bu süreçte kulüple birlikte 38 kupa kazandı. 13 premier lig, 5 fa cup, 4 lig kupası, 10 community shield, 2 şampiyonlar ligi, 2 kupa galipleri kupası, 1 kıtalararası kupa, 1 fıfa kulüpler dünya kupası ve 2 uefa süper kupa… bu başarıların arkasında sadece iyi bir teknik direktör değil, aynı zamanda uzun vadeli bir futbol aklı ve istikrara verilen değer vardı.
bu örneği okan buruk başlığı altında anmamın sebebi aslında oldukça açık. büyük başarılar çoğu zaman kısa vadeli kararlarla değil, sabırla yürütülen uzun vadeli projelerle geliyor. teknik direktörlerle sürekli kısa vadeli sözleşmeler yapmak yerine, kulübün geleceğini kapsayan uzun vadeli bir planlama yapılmalı. bir hocayı değiştirmek çoğu zaman en kolay çözümdür; zor ama doğru olan ise onu geliştirmek ve etrafını güçlü bir profesyonel kadroyla desteklemektir.
fatih terim’in yıllar sonra verdiği bir röportajda dile getirdiği bir cümle de bu konuda düşündürücüdür: “2000 yılında fiorentina’ya gitmeyip galatasaray’da 3–4 sezon daha kalsaydım neler olurdu?” sorusunu zaman zaman pişmanlıkla düşündüğünü ifade etmişti.
benzer bir ihtimali bugün yaşamamak için teknik direktörlere sahip çıkmak gerekir. önce taraftarın, ardından yönetimin ve nihayetinde tüm camianın bu istikrarı koruma konusunda kararlı olması şart. çünkü başarılı bir teknik direktörün takımın başından ayrılması için dışarıdan baskı oluşturulması türk futbolunda alışık olduğumuz bir durum.
bu tür süreçlerin tekrar yaşanması da şaşırtıcı olmaz. futbol kamuoyunda zaman zaman gündeme getirilen senaryoları düşünürsek, örneğin milli takım teknik direktörlüğü üzerinden benzer tartışmaların ortaya atılması bile muhtemel. geçmişte benzeri örnekleri gördük.
kısacası mesele yalnızca bir teknik direktör meselesi değil; kulüplerin başarıyı nasıl inşa ettiğiyle ilgili. istikrar mı yoksa kısa vadeli refleksler mi?
bu örneği okan buruk başlığı altında anmamın sebebi aslında oldukça açık. büyük başarılar çoğu zaman kısa vadeli kararlarla değil, sabırla yürütülen uzun vadeli projelerle geliyor. teknik direktörlerle sürekli kısa vadeli sözleşmeler yapmak yerine, kulübün geleceğini kapsayan uzun vadeli bir planlama yapılmalı. bir hocayı değiştirmek çoğu zaman en kolay çözümdür; zor ama doğru olan ise onu geliştirmek ve etrafını güçlü bir profesyonel kadroyla desteklemektir.
fatih terim’in yıllar sonra verdiği bir röportajda dile getirdiği bir cümle de bu konuda düşündürücüdür: “2000 yılında fiorentina’ya gitmeyip galatasaray’da 3–4 sezon daha kalsaydım neler olurdu?” sorusunu zaman zaman pişmanlıkla düşündüğünü ifade etmişti.
benzer bir ihtimali bugün yaşamamak için teknik direktörlere sahip çıkmak gerekir. önce taraftarın, ardından yönetimin ve nihayetinde tüm camianın bu istikrarı koruma konusunda kararlı olması şart. çünkü başarılı bir teknik direktörün takımın başından ayrılması için dışarıdan baskı oluşturulması türk futbolunda alışık olduğumuz bir durum.
bu tür süreçlerin tekrar yaşanması da şaşırtıcı olmaz. futbol kamuoyunda zaman zaman gündeme getirilen senaryoları düşünürsek, örneğin milli takım teknik direktörlüğü üzerinden benzer tartışmaların ortaya atılması bile muhtemel. geçmişte benzeri örnekleri gördük.
kısacası mesele yalnızca bir teknik direktör meselesi değil; kulüplerin başarıyı nasıl inşa ettiğiyle ilgili. istikrar mı yoksa kısa vadeli refleksler mi?


