resim
Wesley Sneijder
Görev:Stratejik Danışman
Takım:-
Yaş:41
Uyruk:Hollanda
  • 2480
    25 şubat 2013 galatasaray orduspor maçında attığı golden sonraki bir iki saniyede aklımdan geçen ilk şey "hay allah ya boşa gidecek güzelim gol" oldu, çünkü o dakikaya kadar cidden çok kısır bir oyun ortaya koymuştuk ve yediğimiz talihsiz gollerin de etkisiyle ilk yarıdan sonra ümidi kesmiştim. sneijder'in golü adeta şapkadan çıkan tavşan gibi gelmişti, lakin takımı öyle bir ateşledi ki, orduspor'un santrasından hemen sonra bizdeki yeniden canlanan o ruhu gördükten sonra bu golün boşa gitmeyeceğini anladım ki gitmedi de zaten, galibiyetin işaret fişeği oldu...

    bu yaptığı formamız altında ilk oldu ama eminim ki son olmayacak, daha fenerbahçe'ye karşı sahaya çıkacak, kim bilir neler neler olacak...
  • 2484
    elano blumer gibi olmasından korktuğum futbolcu. ne yalan söyleyeyim. kalitesini, yeteneklerini tartışmaya bile gerek yok ama takıma tam anlamıyla adapte olup, olmadığı konusunda kararsızım. biraz daha zamana ihtiyacı var. sadece kendisinin değil, drogba'nın da öyle.

    2 mart 2013 eskişehirspor galatasaray maçı'nda fena başlamadı. ilk yarıda oyunu iyi yönlendirdi. fena değildi. ikinci yarı kayboldu. ya da bütün takım kötü olunca tek başına o da bir şey yapamadı. kısacası bu maçta orta karar bir performans gösterdi. dediğim gibi biraz daha zamana ihtiyacı var. daha iyi de olacaktır.
  • 2485
    salke maçı dışında fiziken sorunları olmadığını gözlediğim oyuncumuz. ayrıca aralara pas atmamasının en önemli sebebi, burak yılmaz ve drogba'nın kaleye doğru koşu yapmamalarıdır. forvetleri istasyon merkezi olarak kullanıp, takımı ileri taşımaya çalışıyoruz. daha bunun faydasını göremedik, ne zaman vazgeçeceğiz çok merak ediyorum. elimizde asist ve pas konusunda master yapmış adam var, biz onu önce sol açık olarak kullandık, daha sonra ara pas atmamasına yönelik bir oyun oynattık, en sonunda da eskişehir maçı'nda selçuk'un yanında, son 15 dakika box to box gibi kullanmaya çalıştık. adama suç bulmadan önce, adamdan ne istediğimize bakmamız lazım. ne zaman bu adamı saha içinde serbest bırakırsak, o zaman kendine gelecektir. gerçek performansını önümüzdeki sene verecektir ancak bu sene de yararlanmak için, yaptığı en iyi iş neyse, o iş ile ilgili olarak görevlendirmeliyiz. şahsen kendisini gökhan zan'ın 2 metre önünde adam kovalarken görmek istemiyorum. drogba'ya ve burak'a milimetrik paslar atarken görsek daha iyi olacak...
  • 2493
    galatasaray dergisine röportaj vermiştir.

    --- alıntı ---

    galatasaray’a transfer sürecin nasıl gelişti, tercih sebeplerin nelerdi?

    bir futbolcu olarak her zaman ileri adım atmak istersiniz. bazen en üst seviyedesinizdir; ama gün olur, işler iyi gitmez; aynı seviyede kalamazsınız. işte, o anda yeni bir hamle yapmak istersiniz. galatasaray, en iyi seçeneğimdi. benim gözümde avrupa’nın en büyük kulüplerinden biri. hâlâ şampiyonlar ligi’nde, hâlâ türkiye’de şampiyonluğa oynuyor. ben de kupalar kazanmak, başarılar elde etmek istiyorum. galatasaray’a gelme kararımda etkili olan unsurlar bunlardı. istanbul’a daha önce gelmiştim. şehir hakkında ufak da olsa bildiklerim vardı. ve istanbul da seçim yapmamı kolaylaştırdı. ama tabii ki özellikle kulüp yapısı beni etkiledi. hollanda’da çok sayıda türk yaşıyor, galatasaray’ın büyüklüğünü oradan da biliyorum. ilk görüşmemizde, buraya gelme konusunda ikna olmuştum bile. tüm detayları ve gerekli prosedürü tamamlamak sadece 48 saatimizi aldı. evet, farklı takımlardan teklifler vardı. ama menajerimi aradım, “tamam” dedim, “galatasaray’a gitmek istiyorum, hadi şu anlaşmayı yapalım.” ve şu anda da buradayım.

    üç buçuk sezonluk bir sözleşmeye imza attın. ancak daha sonrası için bir planın var mı, galatasaray’ı gelecekteki kariyerinde nereye koyuyorsun?

    evet, üç buçuk sezonluk bir kontrat imzaladım. ve tabii ki burada takımın en iyilerinden biri olmak, kulüp ve taraftarlar için önemli işler yapmak istiyorum. başkan için de… beni buraya getirme konusunda çok güvenli davrandı. kendisine teşekkür ederim. üç buçuk yıl sonra? benim için hiçbir problem yok. şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. taraftarlar ve takım arkadaşlarım tarafından kabul edildim. asla bilemezsiniz. belki 40 yaşında hâlâ burada oynuyor olurum, bilemiyorum. bu, ilerleyen dönemde konuşabileceğimiz bir konu.

    galatasaray, son iki sezonda atletico madrid’den tomas ujfalusi, arsenal’dan emmanuel eboue, juventus’tan felipe melo, lazio’dan fernando muslera ve real madrid’den hamit altıntop’un yanı sıra milli takımın en önemli oyuncuları selçuk inan ve burak yılmaz’ı kadrosuna kattı. bu transferleri nasıl değerlendirirsin?

    kararımı vermeden önce kimlerle hangi takımda oynayacağıma da baktım elbette. çok güçlü bir oyuncu kadromuz olduğunu düşünüyorum. takımı bu sezon şampiyonlar ligi maçlarında da izledim, çok iyiydi. ben de bu takımın parçası olabilmek için sahip olduğum tüm enerjiyi vermek, kalitemi göstermek zorundayım. kazanmayı istiyorum. ve o yüzden buradayım. daha önce de söyledim; galatasaray, türkiye’nin en iyi kulübü. avrupa’da ise her geçen gün büyümeye devam ediyor. bu isimlerin de galatasaray’a gelmek istemesi oldukça doğal. bunda hiçbir gariplik yok; çünkü onlar da başarılar kazanmayı arzuluyor.

    hollandalı için başarının bir modeli varken neden barcelona yerine real madrid’i tercih ettin?

    dürüst olmak gerekirse; real madrid, beni transfer etme konusunda çok ciddi davrandı. ispanya’da benim için iki ihtimal vardı: real madrid ve barcelona. ben her zaman real madrid’in formasını sevmişimdir, düz beyaz! gençken çok formam vardı. biliyorsunuz, dünyanın her yerinden forma alabilirsiniz. ben hep real madrid formam olsun isterdim. real madrid bana bir teklif verdi. çok heyecanlandım, “tamam” dedim, “hadi yapalım şu işi.” barcelona çok büyük bir kulüp. özellikle son altı-yedi yılda her şeyi kazandılar, inanılmaz bir futbol oynuyorlar; fakat ben madrid’in tarihinin biraz daha heybetli olduğunu düşünüyorum. orada oynadığım için kendimi gerçekten oldukça mutlu hissediyorum.

    ikinci sezonun sonunda real madrid’den neden ayrılmak zorunda kaldın?

    ikinci sezon oldukça zor geçti benim için. bazı kişisel problemlerim vardı. kulüp birtakım ekonomik sıkıntılar yaşıyordu. en azından öyle söylenmişti. cristiano’yu [ronaldo] alacaklardı. ve hâlâ değeri olan oyuncuları nakit akışını sağlamak için satmak istiyorlardı. bu yüzden [arjen] robben ve ben kulüpten ayrılmak zorunda kaldık. benim için büyük bir mesele değildi. real madrid ile la liga’da ve ispanya süper kupası’nda şampiyonluk yaşamıştım. doğru kararı verebilmek adına yeni adımım için düşünmeye başlamıştım. o dönemde inter benimle ilgilendi. başında jose mourinho gibi büyük bir teknik adam vardı. ve karar vermek zor olmadı.

    2010 uefa şampiyonlar ligi finalin en ilginç tarafı, arjen robben ile wesley sneijder’ın eşleşmesi olmuştu. sen inter’in en önemli oyuncusuydun. robben ise sezon boyunca bayern’i taşıyan isimdi. ve ironi, final real madrid’in evindeydi. karma’ya inanır mısın?

    kesinlikle inanıyorum. bakın, bu eğlenceli bir hikâyedir. bizi madrid’den milano’ya götüren uçaktaydık. eşimle konuşuyordum, kardeşim ve menajerim de oradaydı. madrid’den ayrılalı beş dakika olmuştu. uçak hâlâ yükseliş hâlindeydi, havadaydık. birbirimize dedik ki, “sezon sonunda şampiyonlar ligi finalinin madrid’de olduğunu biliyorsunuz, değil mi?” [kısa bir sessizlik…] “o zaman şu konuda anlaşalım, madrid’e sadece o finali oynamak için döneceğiz.” final maçından önce de, “buraya gelme konusunda birbirimize nasıl bir söz verdiğimizi hatırlıyor musunuz” şeklinde bir konuşmamız olmuştu.

    2010 yılında fifa ballon d’or ödülleri’nde ilk üçe girmen gerektiği söylenmişti çok sayıda futbol otoritesi tarafından. seni ödülü kazanan lionel messi’nin önüne koyanlar dahi vardı. sen ne düşünüyordun o sezonki sıralama (messi, iniesta, xavi) hakkında?

    o sezon zaten çok mutluydum. uefa şampiyonlar ligi’ni, italya ligi’ni ve italya kupası’nı kazanmıştım. fifa dünya kupası’nda final oynamıştım. mutlaka bireysel ödül kazanmak güzeldir; ama takım hâlinde bir şeyler başarabilmek daha güzeldir. bireysel bir ödülün sahibi olduğunuzda da o takıma aittir; çünkü arkanızda bir takım olmadığı sürece tek başınıza bunu yapamazsınız. takım başarısını bireysel ödüllere tercih ederim her zaman. bana bugün, “galatasaray ile uefa şampiyonlar ligi’ni kazanmak mı istersin, yoksa fifa ballon d’or ödülü’nü mü” diye sorarsınız, kesinlikle galatasaray ile avrupa’da şampiyon olmak istediğimi söylerim.

    jose mourinho’nun ardından inter’de ve bireysel performansında neler değişti?

    her şey, her şey… takımın performansı düştü, takım ruhu kayboldu, bazı oyuncular gitti. mourinho, inter’den ayrıldıktan sonra altı veya yedi farklı teknik adam göreve geldi. o, takımın başındayken başarılı bir sistem vardı. takımı çok iyi hazırlıyordu, sahada ne yapmamız gerektiğini iyi biliyorduk. [rafa] benitez geldikten sonra tüm sistemi değiştirdi. santrfor oynadım, sol kanada geçtiğim oldu. sadece kalede oynamamıştım! bu periyottan mutlu değilim elbette; ama geçmişte kaldı. artık sadece geleceği düşünüyorum.

    fatih terim hakkındaki ilk izlenimlerin nasıl, benzer iletişimi terim’le yakalayabileceğini düşünüyor musun?

    çok güçlü bir insan, bunu kolaylıkla görebilirsiniz. eğer kafasında bir şey varsa, onun için sonuna kadar kararlılıkla gidebilir. bu konuda çok iyi anlaşabileceğimizi düşünüyorum. ben de aynı şekilde bir hedef belirlediysem kendimi onu gerçekleştirebilmek için kararlılık gösteririm. antrenman sistemini çok sevdim. sert, koşu ve baskı üzerine, şut çalışması var. bunu hollanda antrenman metotlarıyla karşılaştırabiliriz, benzerlikler var. burada birlikte güzel günler yaşayacağımızı düşünüyorum.

    en yararlı olabileceğin saha içi dizilişi hangisi?

    kariyerim boyunca farklı sistemlerde oynadım. 4-4-2’de iki oyuncunun merkezde, birinin geride, diğerinin “trequartista” [10 numara, 4-1-2-1-2] olarak önde olduğu, elması andıran dizilişte sıklıkla yer aldım. aynı zamanda 4-2-3-1 de oynaması keyifli bir sistem. bazı sistemleri oynamak için ona uygun oyuncularınızın olması gerekir. biz yakın zamana dek, hollanda futbolunun alışık olduğu, 4-3-3 dizilişini gerçekleştiremiyorduk; çünkü hücum üçlüsünün kanatlarına koyabileceğimiz oyuncu yoktu. bir kanat oyuncumuz vardı, [arjen] robben. ama diğer kanatta sıkıntı yaşıyorduk. şimdi iki kanat oyuncusuyla oynayabiliyoruz. ve bu yüzden farklı bir sistem deneyebiliyoruz. dediğim gibi, bazı sistemler için ona uygun oyunculara ihtiyaç var.

    taraftara mesaj…

    ilk günden itibaren bana verdikleri his, yarattıkları etki için onlara çok teşekkür ederim. iç saha maçlarında oluşturulan atmosfer hakkında çok farklı hikâyeler duydum. onların önüne çıkmak ve bu atmosferin bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum. taraftarlarımızı gururlandırmak, kalitemi göstermek istiyorum.

    wesley sneijder ve jose mourinho

    sıradışı bir taktisyen olmasına rağmen jose mourinho’nun en büyük özelliklerinden biri insan yönetimi. o, psikolojik faktörlerin futbolcu yetenekleri kadar önemli olduğuna inanır. ve oyuncularıyla arasında her zaman özel bir ilişki vardır. o, “özel biri” evet; ama onu neler özel biri yapıyor?

    bu, sahip olduğu en büyük kalite. bir teknik direktör için 11 oyuncuyu tatmin etmek çok kolaydır; ama 23 oyuncuyu aynı anda mutlu edebilmek için gerçekten önemli bir iş yapmak gerekir. o, oyuncularıyla her gün konuşur, size ne demesi gerektiğini iyi bilir, bir diğerine nasıl konuşması gerektiğini… duygularınıza hitap eder. kendimden bir örnek vereyim. inter’de birkaç maç oynadıktan sonra, “hey, wes. yorgun musun” diye sordu bana bir gün. günlerden pazartesiydi, bir gün önce ligde bir maça çıkmıştık. “hayır, hayır. iyiyim” şeklinde cevap verdim ben de. “tamam, ama şu sıralar biraz fazla oynadın. bir süreliğine dinlensen fena olmaz sanki” dedi tekrar. ona dinlenmeye ihtiyacım olmadığını, hâlâ genç olduğumu ve antrenman yapmak istediğimi söyledim. israrlıydı. “hayır, hayır” dedi. “bak, ne yapacağız biliyor musunuz? beş günlüğüne ülkene gideceksin. cuma günü geleceksin. ve cumartesi antrenman çıkacaksın.” şaşırmıştım. “ama koç” dedim, “pazar maç var, o maçta oynamak istiyorum!” sakinliğini koruyordu. “e, oynayacaksın” diyerek karşılık verdi bana. “nasıl yani, yapma. beş gün dinlendikten sonra, sadece bir gün antrenman yapacağım ve pazar günü maça mı çıkacağım?” bana bunun kendisi için hiçbir şekilde problem olmayacağını söyledi. ben de gittim, ne yapayım? beş gün boyunca ailemle zaman geçirdim. cumartesi gecesi antrenmana geldiğimde, bana çok büyük bir iyilik yaptığını hissettim. ben de ona daha fazlasını vermek için çabalamalıydım. bana maçtan önce, “bak, ben sana beş gün izin verdim. sen de bugün sahada kendini göstermek zorundasın” anlamına gelen bir şey söylemedi. ama ben bu konuşmayı aklımın bir köşesine koymuştum. o maçta inanılmaz oynadım. koşuyordum, koşuyordum… onu tatmin etmek için her şeyi yapıyordum. kötü hissetmesini, “ona evinde vakit geçirmesi için beş gün izin verdim. ve hiçbir şey yapmıyor” diye düşünmesini istememiştim.

    peki, jose mourinho döneminde hiç özel bir soyunma odası hatıranız var mı?

    şampiyonlar ligi’nde barcelona ile yarı final maçına çıkacaktık. herkes, hollanda’daki tüm arkadaşlarım inter’in barcelona karşısında şansı olmadığını söylüyordu. dürüst olmak gerekirse; ben de kendime, “evet, buraya kadar gelerek önemli bir iş başardık. şimdi de barcelona ile yarı final oynayacağız” diyordum. milano’daki taraftarlar da yarı finale dek geldiğimiz için mutlulardı. maçtan bir gün önce takım hâlinde bir toplantı yaptık. ve neredeyse bir buçuk saat sürdü. normalde maç toplantıları 15-20 dakika sürer. ama o toplantı sonrasında kazanmamız gerektiğine ikna olmuştu. mourinho, toplantı boyunca bize, “eğer bunları yapabilirseniz, kazanacaksınız” hissini vermişti. ve 3-1 kazandık! ilk golü onlar atmıştı; fakat o toplantı sayesinde hâlâ kazanacağımızdan emindim. o, o gün bize çok özel bir şey vermişti... sahip olduğum en güzel soyunma odası hatırası.

    2010 fifa ballon d’or ödülleri esnasında mourinho’ya hitaben çok duygusal bir konuşma yapmıştın. söylediklerin sonrasında gözyaşlarını tutamamıştı…

    ağlıyordu. ve yerime döndüğümde bana sıkıca sarılmıştı. aramızda çok özel bir ilişki var. hâlâ haftada iki kez telefonda konuşuruz, iletişimimiz hiç kopmadı. hatta bugün bir mesaj gönderdi bana: “hamit [altıntop] çok iyi bir çocuktur. sana karşılaşacağın yeni kültüre adaptasyon sürecinde yardımcı olacaktır.” aynı zamanda fatih terim’i de çok seviyor.

    --- alıntı ---
  • 2494
    ajax'da oynadığı yıllarda takip etmeye başladığım, aynı yaşta olduğum müthiş zeki ve teknik futbolcu tanımıyla başlayayım sözlerime. evet ajax'da ilk parlamaya başladığı zamanlarda, bu çocuğun, bir gün real madrid'e transfer olacağını söylediğimde çevremdekiler inanmadı. hollanda ligini tabi o zamanlar sadece özetlerden izliyordum, ajax'ı zaman zaman da avrupa maçlarında izleme şansım olsa da bu çocuğun nasıl bir yeteneğe ve potansiyele sahip olduğunu görmek için yeterliydi. sonrasında real madrid'de yaşadığı süreci ve ardından inter'de yaşadığı başarıları zaten buradaki herkes biliyor.
    hayatımda galatasaray forması giymemiş futbolculara karşı çok sempati beslediğim söylenemez. gheorghe hagi, patrick kluivert, juan sebastian veron, thierry henry, peter schmeichel, ronaldinho, andrea pirlo, edgar davids ve wesley sneijder sadece bunlara karşı aşırı derecede sempatim olmuştur 28 yıllık yaşantımda. nitekim hagi'yi 94 dünya kupasında izlerken henüz 10 yaşındaydım ve babama "bu adamı galatasaray neden almıyor ?" dediğimde, "belki tatile gelir" cevabını almıştım demek ki çok büyük futbolcuydu ve ben babamla bu muthiş 10 numarayı izlerken adeta hayran kalmıştık. mahallede top oynarken henüz kimse hagi'yi bilmezken ben "hagi, hagi, hagii" diye topa vurmaya çalışıyordum kullanamadığım sol ayağımla*. aradan 2 yıl geçti bu amca galatasaray'a geldi ve tabi dünyalar benim oldu fakat çocuk olduğum için bu sevinci yaşayamadım belki de. sonrasında jardel geldi ve ben yine sevinemedim sebebi belliydi hakan şükürün yerine gelmişti ve hala kralın gidişinin üzüntüsünü yaşıyordu bütün galatasaraylılar.
    2013'ün ocak ayında şimdiye kadar hiçbir futbolcunun gelişine sevinmediğim kadar bir futbolcuya sevindim adı wesley sneijder olan bu adam galatasarayımızın formasını giyecekti, uzun bir sürecin sonunda imzayı attı ve o kutsal formayı sırtına geçirdi. gelmesinin sevincini hala yaşıyorum, yaşıyoruz. temennimiz şudur ki; galatasaray forması altında uzun seneler geçirsin, nice başarılara imza atsın, piyasada ne kadar kupa varsa hepsinin toplanmasına önderlik etsin, katkıda bulunsun. r.madrid'den ayrıldıktan sonra inter'de yaptığı patlamayı belki galatasarayımızda da fazlasıyla yapacak. * *
  • 2495
    twitter'da olcay şahan'la dalga geçen, sneijder'in olcay'ın verdiği katkıyı veremeyeceğini bilmeyen taraftarın transferi oldu tam. gelince hashtag kas, mentionla komiklik yap, havaalanında karşıla, beyaz show'a eşi çıksın, yenge temalı şakalar yap, sonra sahada 400 bin euro'luk batalla'nın oynadığı futbolun çeyreğini oynamadığı gibi, sistem kaosuna da sebebiyet versin.

    ya drogba ya sneijder..ikisinden birinin transferi büyük yanlış(tı). niye çünkü elde burak var. belki de avrupa'nın en formda golcüsü. yanına drogba'yı alıyorsun. bu demek ki çift forvet oynayacaksın. oynaman lazım.
    e abi 4-3-1-2 olmaz mı? 4-3-1-2 de seni bekliyordu amk. o kadar kolay 4-3-1-2 oynamak. bu sistem dünyanın en zor sistemi. hakkıyla oynayan(bir dönemin milan'ı gibi, uefa galatasaray'ı gibi) takımlar zaten alıp yürüyor. selçuk inan ekstra bir orta saha oyuncusu ama uefa kupasındaki galatasaray orta sahasının hiçbir üyesini kesemez. ne sağ içte okan'ın yaptıklarını yapabilir, ne de sol içte emre'nin yaptıklarını..

    para insanı değiştiririr diyorlar ya. kulüpleri de değiştiriyor amk. tevez iyi santrfor, al. bellamy iyi santrfor, al. adebayor arsenal'de harikalar yaratmış, kaçırma. santa cruz klas golcü, sektirme. robinho, dans eden ayaklar, hemen çök..benjanı golcü, onu da al. bir dönem city piyasada ne kadar santrfor varsa almıştı, sneijder transferinin de bundan farkı yok bence.

    ihtiyaç değil. 4-4-2'de hiçbir yere konumlandıramazsın. konumlandırırsan schalke maçındaki gibi, surat yapıp oynamaz. yıldız ya paşamız..

    4-3-3 oynasan dünyanın en formda 3 oyuncusundan birini(burak) dünyanın en formda 3 oyuncusundan biri olduğu yerden uzaklaştırıp sağa atacaksın. 4-2-3-1 oynasan solda amrabat oynayacak, burak gene sağa itilecek. fenerbahçe 6 yıldır bu sistemi, bu sistemin kralıyla(alex) oynayıp bu süreçte 1 şampiyonluk görebilmiş. bu lige gitmeyen bir sistem.
    4-3-1-2'ye zaten üstte değindik, belki de dünyanı en zor sistemi.

    geriye ne kalıyor, 8.likten seni zirveye taşıyan, emre çolak'la, engin'le şampiyon yapan, futbolcu kadrona son derece uygun 4-4-2..sneijder bunun neresinde oynar? hiçbir yerinde.

    demek ki neymiş? olmasa da olurmuş.

    kötü futbolcu değil, hatta net iyi oyuncu ama keşke olmasaydı.
  • 2496
    minimum beş yıl üst düzey futbol oynayacak bir adamdır. şimdiden çatlak sesler çıkar olmuş, yarın çıkar hincal uluç sallar yakında. böyle adamlar fazla bu ülkeye. üzerine sistem kurulacak bir adamdır. fatih terim gibi bir ismin olduğu bir yerde, bu adamdan maksimum fayda alınır. herkesin içi rahat olsun.

    sneijder bir vizyon transferidir. tartışılması abestir.
  • 2498
    bize gelmeden önce oynadığımız son maç, 18 ocak 2013 kasımpaşa galatasaray maçı. yenildik. geçen sene 4-4-2'yi şahlandıran iskelet ujfa hariç sahadaydı.

    kendisi geldikten sonra oynadığı hiçbir maçta yenilmedik. tamam bir iki tanesinde yenilmekten beter olduk ama, sneijdergelmeden önce de bu yıl müthiş halde değildik. sneijder, taktik bozma pahasına alınan yaratıcı oyuncuydu. bu yıl çektiğimiz kısırlığa, rakiplerin bizi çözmeye başlamasına verilen bir cevaptı.

    sonra da üzerine taktik kurulacak adam drogba geldi. drogba'nın alınacağı önceden bilinse sneijder alınmazdı belki. ama alındı, geri verilecek hali de yok artık. bu dakikadan sonra keşke çekmenin bize katacağı müthiş faydaları bir kenara bırakıp devam edelim.

    sneijder ve drogba, devre arası transferleri. ve çok büyük maç eksikleriyle geldiler. hiçbir şey yapmamalarının bile mazereti var bu durumda. isimleri o kadar büyük ki bir an önce takıma otursunlar, farklı galibiyetler başlasın istiyoruz. sneijder'den beklentiler daha makul şu an. drogba'nın da akhisar maçı biraz aldatıcı oldu. zamanla ikisi de dişlinin bir parçası olacaktır. bu yıl şimdiden takımın şahlanmasını, iki oyuncunun süper şekilde takıma adapte olup her maç fark yapmasını bekleyen varsa pro evolution soccer açmaları nacizane önerimdir.

    bu yıl bir şekilde ite kaka, eğri büğrü de olsa şampiyonluğu göğüsleyelim, şl'de gidebildiğimiz kadar gidelim. sezon sonunda da fatih terim ve kurmayları, tahtaya sneijder ve drogba'yı yazabilecekleri bir kadro planlamasıyla yazı geçirsinler. ondan sonra konuşalım sneijder gerekli mi, değil mi.

    bonus: sneijder ve drogba hiçbir şey yapmasalar da mazeretleri var dedik ama, şimdiden ikisinin de net olarak çevirdiği birer maç var.
  • 2500
    herkesin merak ettiği soruya cevap vermiş aslan.

    en yararlı olabileceğin saha içi dizilişi hangisi?

    kariyerim boyunca farklı sistemlerde oynadım. 4-4-2’de iki oyuncunun merkezde, birinin geride, diğerinin “trequartista” [10 numara, 4-1-2-1-2] olarak önde olduğu, elması andıran dizilişte sıklıkla yer aldım. aynı zamanda 4-2-3-1 de oynaması keyifli bir sistem. bazı sistemleri oynamak için ona uygun oyuncularınızın olması gerekir. biz yakın zamana dek, hollanda futbolunun alışık olduğu, 4-3-3 dizilişini gerçekleştiremiyorduk; çünkü hücum üçlüsünün kanatlarına koyabileceğimiz oyuncu yoktu. bir kanat oyuncumuz vardı, [arjen] robben. ama diğer kanatta sıkıntı yaşıyorduk. şimdi iki kanat oyuncusuyla oynayabiliyoruz. ve bu yüzden farklı bir sistem deneyebiliyoruz. dediğim gibi, bazı sistemler için ona uygun oyunculara ihtiyaç var.

    kaynak: http://amkspor.com/...n-en-iyi-kulubu.html
App Store'dan indirin Google Play'den alın